15 Ağustos 2013 Perşembe

Net-brüt metrekare farkına yüzde 15-22 sınırı geliyor- Teknik ve Önemli Haber

Net-brüt metrekare farkına yüzde 15-22 sınırı geliyor

Gülistan ALAGÖZ
15 Ağustos 2013
Dikkat, konutta büyük oyun artık bitiyor

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, konutlardaki net-brüt metrekare arasındaki farkı kontrol altına alacaklarını açıkladı. “100 metrekare evi 200 metrekare diye satma dönemi bitti” diyen Bayraktar, kurallara uymayan inşaat şirketlerini ağır cezaların beklediğini söyledi.

Konut alıcısının en büyük problemlerinden biri alacağı dairenin büyüklüğünü tam bilememek. Çok sayıda firma; apartman holünden, asansör boşluklarına, oda bölmelerinden, merdiven ve kat sahanlıklarına ve hatta otopark alanlarına kadar pek çok alanı brüt metrekare kapsamına alıyor. Bu nedenle projelerde net-brüt metrekare arasındaki fark yüzde 70’lere kadar çıkabiliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar yeni İmar Kanunu kapsamında konut büyüklüklerini netleştireceklerini söyledi ve, “Yönetmeklikte yer alan düzenlemeyi kanuna da koyuyoruz. Artık vatandaş aldığı evin net büyüklüğünü bilecek. Net brüt arasındaki fark da yüzde 15-22 arasında olabilecek. Şirket bodrumdaki odasını ya da terası ayrı yazacak, net kapsamına alamayacak” dedi.  Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre, yüzde 15 ve 22’lik oranlar farklı projelerde alt ve üst sınır olacak.

BRÜT VE NET NEDİR

Bakan Bayraktar, brüt metrekarenin baca, hava boşluğu, asansör çıktıktan sonra havadan gelen iz düşüm alanı olduğunu, net metrekarenin ise ayak basılan ıslak ve kuru alanları kapsadığını ifade etti. Yeni İmar Konunu ile konutlarda ruhsat vermenin kolaylaşacağını ancak denetimin artacağını belirten Bayraktar, “Yıllardır devam eden otopark sorunu da çözülecek. Balkon ve çatıdaki görüntü kirliliği kalkacak ve yollar genişletilecek. Tüm projelerde sosyal donatı ve yeşil alanların genişletilmesi sağlanacak” şeklinde konuştu.

TEKNİK MÜŞAVİRLİK

Yapı Denetim Kanunu’nda değişiklikler yapıldığını söyleyen Erdoğan Bayraktar, yapı kuruluşlarını teknik müşavirlik kuruluşları haline getireceklerini dile getirdi. Bayraktar şunları söyledi: “Yeni düzenleme ile yapı kuruluşları proje ve fizibilite yapan, mahal listesi çıkaran, teknik şartname yapan birimler haline gelecek. Böylece yurtdışında yapılan işlerde başkasının şartnamesine bağımlı olunmayacak. Bugüne kadar işin çıraklığını yapıyorduk, artık söz sahibi olacağız. Yetkisi artan şirketler yurtdışı işlerinde kendi ülkelerinin malzemelerini kullanacak ve ülke ekonomisi daha çok kazanacak” dedi.


FİKİRTEPE’DE EMSAL TARTIŞMASI

Kentsel dönüşümün en çok tartışılan bölgesi Fikirtepe önce afet alanı ilan edildi ardından yeni imar planları ile farklı bir sürece girdi. Eski plana göre 4.14 olan emsallar yeni planla değişti. Bakanlık tarafından yapılan müdahalenin süreci hızlandırdığını belirten Erdoğan Bayraktar, “Gerekli düzenlemeyi yapmasaydık bölge 10 yılda bile çözüme kavuşmazdı. Yeni planda emsal 4’ü yakalar ama 4.14’ü bulmaz. Şimdi müteahhitler seslerini yükseltecek ama emsal artmaz” dedi. Emsal artışı taleplerinin kentsel dönüşümün önünü tıkadığını belirten Bayraktar, bir bölgede sağlanan emsal artışının hemen diğer müteahhtilerin de talebine yol açtığını belirtti.
Sıradaki yıkım Bursa’da olacak
ÇEVRE ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Esenler ve Gaziosmanpaşa’da yaptıkları yıkımların ardından sıradaki toplu yıkımın Bursa’da olacağını belirterek, “17 Ağustos’ta 45 vilayette 90 bin konut yıkılacak. Bursa’daki çalışmayla da toplamda 150 bin bina yıkılmış olacak. Yıl sonuna kadar 50 bin daha eklenerek 200 bin bina yıkımı yapılacak. Hedef seneye 200 bin bina daha yıkmak ve 20 yıl içinde Türkiye’yi kaçak ve çarpık yapılardan kurtarmak” dedi. Bakan Bayraktar sonraki toplu yıkımın da İzmir’de yapılacağını açıkladı.
Dönüşüm için yılda 3.5 milyar yeter
KENTSEL dönüşümün ‘rantsal dönüşüm’ olduğuna dönük eleştirileri yanlış bulduğunu söyleyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, şöyle konuştu: “Kentsel dönüşüm, siyaset üstü bir mesele. İnsanların canını korumaya odaklanan bir çalışma. Bir ülke gelişmişse ya da gelişme iddiasında ise bir afetle binalar yıkılacak kaygısı taşımamalı. Henüz bir yıl olmayan kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında 450 milyon liralık öz kaynak yarattık. Eğer yer yıl 3.5 milyar lira öz kaynak olursa bu iş çözülür. Dönüşümü vatandaş, özel sektörle yapacak. Biz piyasayı disiplin edip fiyatları aşağıya çekeceğiz ve denetleyeceğiz. Bazı belediyeler oy kaygısı ile kentsel dönüşüme girmiyor. Halkın büyük bölümü ise evlerini yenilemek istiyor. Bu nedenle bu işi yapan belediyeler oy kaybetmek yerine oy kazanacak.”

25 Temmuz 2013 Perşembe

Göktürk Yaşamı İle İlgili Haber

'Felaket olur, unutun!'




Türkiye'nin en önemli okyanus bilimcilerinden Prof. Cemal Saydam'ın 'Kanal İstanbul' isyanı.. Okuduklarınıza çok şaşıracaksınız...
25.07.2013 - 13:09

Türkiye'nin en önemli okyanus bilimcilerinden Prof. Cemal Saydam'ın 'Kanal İstanbul' isyanı.. Okuduklarınıza çok şaşıracaksınız...

Okyanusbilimi uzmanı Prof.Dr. Cemal Saydam, hükümetin çılgın projelerinden 'Kanal İstanbul'u masaya yatırdı. Dünyada sadece İstanbul boğazlarında görülen özellikleri sıralayan Saydam, "Projeyi rafa kaldırın demiyorum, unutun diyorum" diye sesleniyor. Saydam'ın bilimsel analizlerini okurken çok şey öğreneceksiniz..
İşte www.arkitera.com sitesinde yayınlanan o yazı...
***

Kanal İstanbul ile ilgili olarak benden görüş soranlara öncelikle ben bir soru yöneltiyorum.
Diyelim ki İstanbul Boğazı'nda, Arnavutköy'de bir yere oturdunuz ve Boğaz'ın o eşsiz manzarasını seyrediyorsunuz. Derler ya "Denize bakarken bir şey düşünmezsiniz" diye. İşte o anlardan biridir gözleriniz önünde oluşan ve alır sizi götürür başka diyarlara.

NEDEN AKAR ACABA BU SU?

Tanrı bize daha yaşarken cenneti sunmuş, işte o cennet vatandan bir parçadır gördüğünüz. Gözlerinizin önünde akan devasa bir nehir. İyi de neden akar acaba bu su? Göz yanılması da değil kendini meşhur akıntıları ile veya Karadeniz'e doğru yol alan gemileri sanki yokuş tırmanırcasına zorlanması ile belli eden. Karadeniz'den gelen gemilerin de kuğu gibi süzülmesi, alelacele sanki yokuş aşağı inercesine Boğaz'dan geçmesine neden olan ve de dünyada eşi benzeri olmayan bir su yolu. Bu hoca da işi abarttı "Ne o, denizde yokuş çıkmak inmek, yerçekimi mi var? Her yer düzdür biraz abarttı galiba" diye düşünebilirsiniz ama yanılırsınız.

BOĞAZ'DA GEMİLER YOKUŞ ÇIKAR

İnanması zor ama normal koşullarda Marmara'dan gelip Karadeniz'e giden bir gemi 30 km uzunluğundaki Boğaz boyunca en az 30 cm yokuş çıkmak zorunda kalır. Nedeni de basit: Karadeniz'in Marmara'ya göre ortalama en az 30 cm yüksektir. Eğer poyraz varsa ve de aylardan haziran ya da temmuz ise bu yükseklik çok daha fazla olur, 70-80 hatta 1 metreye kadar çıkabilir. Hatta yol boyunca tuzluk ta azalır suyun kaldırma kuvveti azalır ve gemi suya daha da batar, motorlar daha da zorlanır.

YERKÜREDE BİR TEK BOĞAZ'DA VAR

İyi de neden acaba? İşte Türk Boğazlar sistemini dünyadaki diğer kanallardan ayıran ve de yerkürede sadece ama sadece bize has olan bu özelliğinin nedeni Karadeniz'e giren tatlı suların fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Tatlı suyun ana kaynağı da Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleridir. Bizim nehirler olsa da olur olmasa da ama Tuna Nehri debisini değiştirir ise yandık bittik, tüm sistem alt üst olur. İşte bu nedenle Tuna ve onun yatağında olan biten bizim için çok önemlidir.

Olmaz ama bir ülke Tuna üzerinde devasa bir baraj yapacak olsa ilk sesini yükselten ülke biz oluruz, yapılamaz diye, çünkü bu, sistemin dengelerini alt üst eder. İşte bu hassas dengeyi ben basit bir havuz problemine benzetirim. Karadeniz hakikaten de devasa bir havuza benzer. 2000 metre derinlikte ve dikey karışımın olmadığı bir havuz. Bu havuzu dolduran musluklardan bahsettik, peki bu havuzu boşaltan musluk nerede acaba? İşte İstanbul Boğazı da bu havuzu boşaltan musluktur. Nedeni de basit. Akdeniz ve de özellikle Doğu Akdeniz kelimenin tam anlamı ile bir buharlaşma baseni, sauna misali. Yazın sıcakta, kışın kuru poyraz rüzgarları ile sürekli su kaybeden bir deniz. Buharlaşma yolu ile kaybedilen bu su nedeniyle Karadeniz'in fazla suyu İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçerek, Atlantik Okyanusu yüzey suyu da Cebelitarık Boğazı'ndan geçerek bu su eksikliğini tamamlamaya çalışır.

Boğazlar Sistemi Nasıl Çalışır?

"Hoca'ya da Kanal İstanbul'u bir danışalım dedik aldı bizi Atlantik'e götürdü" demiş olmalısınız ama sistem böyle küresel boyutlarda ve hassas dengelerde çalışıyor. Bir gerçeği daha aydınlatalım. Karadeniz'e giren tüm sular nehir suyu veya yağmur suyu yani tatlı su. Peki Karadeniz neden tuzlu? İşte burada da detaylarını sadece bizim bildiğimiz ama sizlerin de farkına varmadan kullandığınız boğazların alt akıntısı devreye girmekte. İstanbul Boğazı gözlerinizin önünde nasıl akıyor ise görmediğiniz alt tabaka da aynen öyle akıyor, tek bir farkla, ters tarafa yani Karadeniz'e doğru. Hedef basit. Tuz dengesini sağlamak ta ki Karadeniz'de, Akdeniz ile aynı tuzluluğa ulaşana kadar. İyi de bu alt üst akıntı da öyle birbirlerine teğet geçecek şekilde akmıyorlar. İstanbul Boğazı'nın iki yerinde Boğaz'ın dip yapısı nedeni ile karışıyorlar. Biri Hisarlar'ın önünde 110 metre derin çukur nedeni ile diğeri ise Üsküdar Beşiktaş arasında ortada bir bölgedeki sığ tepe yüzünden. Karadeniz'den gelen suyun bir miktarı Akdeniz suyuna karışıyor, Akdeniz'den gelen yoğun su da üst tarafa karışıyor, böylece tuzluluğu biraz daha artan Karadeniz suyu büyük bir hızla Marmara Denizi'ne çıkıyor. İşte bir uydu resmi:



Bakın Boğaz'dan çıkan su Hayırsız Ada'ya çarpınca nasıl ikiye ayrılmış. Sanki bir gemi suyu yarıyor gibi. Belki de "ne enteresan bir görüntü" diye baktığınız bu olay Marmara için çok ama çok önemli. Tüm sene çeşitli hızlarda ama sürekli çalışan bir fabrika misali. Bu su hızla çıkarken ileride detaylarından bahsedeceğimiz çok önemli bir olaya neden oluyor ve Marmara'nın tuzlu alt tabakasından önemli ölçeklerde suyu emiyor ve yüzeye taşıyor.

Marmara Denizi'nin tarihçesine baktığımızda da karşımıza çok enteresan durumlar çıkıyor. Bir zamanlar Marmara Denizi de Karadeniz gibi bir iç gölmüş. Tamamı tatlı su, hem de sadece 12.000 sene önce, jeolojik zaman diliminde salise bile olmayan bir süre önce. Şimdi ise üstteki ilk 25 metresi Karadeniz'den gelen su ile, alt taraftaki ve en derin yeri 1.400 metre olan tabanı tamamen Akdeniz suyu ile dolu. İstanbul'da tuvalete gidip sifonu çektiğinizde de o suyun eninde sonuda gittiği yer Boğaz'ın alt akıntısı aracılığı ile Karadeniz. İşte ben bu sistemin çalışacağını deneyler ile bulan ortaya koyan ekibin başıydım, uzun seneler boyunca Karadeniz'den başlayıp Ege'de sonlanan seferleri yürüten ekibin ya başı idim ya da parçası olarak çalıştım. Boğaz'ın altını 4 kez albayrak kırmızısı rengine boyamış bir ekibin elde ettiği bilimsel sonuçlar diğer tüm deneyimler ile birleşince "Kanal istanbul" projesini duyduğumuzda tüylerimiz diken diken oldu. Bu işin uzmanları olan arkadaşlarımla oturup tartışınca da her birimiz bir başka açıdan ama sonuç olarak tam bir "felaket senaryosuna" ulaşıyor ve ürküyoruz.

Ne olur? Dedim ya, havuz problemine benzettim diye gelin ondan başlayalım öncelikle. Havuzu dolduran musluklar belli, siz onları, yani havuza giren suyu arttırmadan havuza ikinci bir musluk takarsanız ne olur? Havuz boşalır ama deniz bu elbette su boşalmayacak ama ortalama 30 cm yüseklik zamanla azalacak 20 cm, 10 cm olacak ancak su seviyesi düşmeyecek çünkü bu eksiklik hemen Akdeniz suyu ile tamamlanacak. Karadeniz'in tuzlanma oranı artacak.

Burası kesin ama bundan daha önemli ve yıpratıcı bir etki hemen Marmara'da belirmeye başlayacak. Marmara Denizi aynen bir zeytinyağı-su misali tabakalaşmış bir yapıdadır. Üst tarafta, ilk 25 metrede Karadeniz suyu vardır. Bunun altı, en derinlere kadar da tuzlu Akdeniz suyundan oluşmaktadır ve iki koşul haricinde de kesinlikle birbirleri ile karışmazlar. Bir deneyin dalgıç kıyafetlerinizi giyin ve dalın sizleri ne bekliyor. İlk 25 metre rahatlıkla dibe doğru inersiniz ama 25 metreye gelince takılır kalırsınız. Debelenmek fayda etmez çünkü bu bariyeri mevcut ağırlıkla aşmanız ve Akdeniz suyuna girmeniz imkansızdır. Ancak üst sudaki organik maddeler zamanla bu bariyeri geçer ve alt suda birikir. Bu organik maddeler parçalanma sürecinde oksijen tüketirler ancak alt tabakayı da besin zengini bir hale getirirler. Ne var ki normal koşullarda bu su, üst su ile karışmaz yani o tuzluluk bariyerini aşamaz. Oksijenin denizlerdeki kaynağı elbette atmosferdir ama gel gelelim oksijen de bu tabakayı geçemez.

Kanal İstanbul'u Bir Süveyş'e Hele Hele Bir Panama'ya Benzetmek

Alt tarafta sürekli olarak oksijen tüketen maddeler var ve siz yukarıdan buraya oksijen pompalayamıyorsunuz. Ne olur? Alt tarafta oksijen giderek tükenir. İşte Marmara Denizi'nin en önemli hastalığı budur. Oksijen eksikliği çeker yani "kronik astımlı"dır. Marmara Denizi'nin yegane oksijen kaynağı Çanakkale Boğazı'nın altından giren bol oksijenli Akdeniz suyudur. İstanbul Boğazı'nın Marmara'ya çıkışındaki jet akımı ile alt taraftan üste taşınan bol besinli suların yarattığı organik yük ve beraberinde oluşan oksijen tüketimi Marmara'nın doğusunda oluşurken, oksijen girdisi Marmara Denizi'nin batısındadır. "Aman hocam olur mu?" demeyin sakın. Bir denizaltı subayı tanıyorsanız bir sorun bakalım Marmara'da derin denize dalmak hele bu bariyeri aşıp yüzeye çıkmak ne demek. Yerkürede sadece bize has bir deniz, başka örneği de yok. İşte bu nedenlerden dolayı Kanal İstanbul'u bir Süveyş'e hele hele bir Panama'ya benzetmek denizlerimiz hakkında hiçbir şey bilmemek anlamına geldiğinin ilanı olmaktadır.

Meslek yaşantımın ilk yıllarında denizlerimiz hakkında bildiğimizin, hiçbirşey bilmediğimiz olduğunu söylediğim yılların çok eskide kaldığına inanırdım ama ne acı ki hala bu harika yapıyı öğrenmemekte inat edenler var. Marmara Denizi'ndeki bu yapıdan neden bahsettiğimi de merak etmişinizdir. İşte bu yapıya İstanbul Boğazı'ndan geçerek gelen su Marmara'ya o hızla çıkınca başka türlü karışma imkanı bulamayan alt tabaka suyunu vakumlar gibi emer ve üst su ile karıştırır. Bu süreç tüm sene boyunca devam eder. Bu alt su ile üst suyun karışmasındaki birinci nedendir. İşte Marmara denizinin alt suyunda yakın geçmişindeki göl tarihçesine kadar dayanan zengin organik maddeler inorganik tuzlarda böylece üst suya karışır ve de güneş ışığı ile birleşince Marmara Denizi'nde besin zengini bir ortam yaratır, uydular da bunu rahatlıkla tesbit eder. İşte bir uydu resmi.



O alışılagelen görüntülere pek benzemiyor değil mi? Akdeniz o bildik mavi ama ya Karadeniz? "Hoca almış eline fırçayı boyamış" dedirten bir görüntü. Ya Marmara? Kıpkırmızı. İşte bu uydu görüntüsü aslında çok şey anlatıyor bizlere. Bir kere bu görüntü denizlerdeki besin maddelerini gösteriyor. Akdeniz masmavi ama bu pek iyi bir şey değil. Besin ölçeğinde bu suyun içerisinde hiçbirşey olmadığının bir göstergesi. Yani yanıbaşındaki çöl gibi bu da denizin çölü. Besin namına hiçbir şey yok bu nedenle de Akdeniz'de ekonomik balıkçılık yoktur, olmaz, olamaz da. Peki ya Karadeniz? Yemyeşil ve de kuzeybatısı, nehirlerin önü kırmızı. Yani her yerde besin bol bazı yerlerde ise daha bol. Tuna'dan çıkan suyun da bize nasıl geldiğini de rahatlıkla görebilirsiniz, o sahildeki kırmızı ve sarı renkli su. Ya Marmara? Kıpkırmızı besin kaynıyor tam da balıkların istediği bir ortam. Ben Marmara'yı astımlı çocuğa benzetirim. Annesi sağlıklı babası ise sağlıksız bir evlilik sonrası meydada gelen solunum zorluğu çeken bir çocuk. Ömür boyu dikkat edilmesi gerekiyor. Biraz fena davranırsanız çökebilir, asla da düzelmez bir rahatsızlık. Bilimsel gerçekleri bilmeyenlerin elinde ise hemen alttaki uydu görüntüsünden de görüldüğü gibi Boğaz'dan çıkan farklı bir su görülünce, bakın İstanbul Marmara'yı nasıl kirletiyor şeklinde yanlış bir şekilde yorumlanır durur halbuki alakası yoktur.



Alt suyun üst su ile karışması kuvvetli lodos fırtınası süresinde de olur. Kış ve bahar aylarında sıklıkla yaşanan bu süreçte alt ve üst su ile karışır ve her lodos sonrası Marmara'da besin zenginleşir ve balık bolluğu olur.

Küresel Bir Felaket

Sistemin çalışma prensipleri ile ilgili olarak bu gerçekleri sıraladıktan sonra şimdi gelelim olası bir "Kanal İstanbul"lu senaryoya. Her nerede yapılırsa yapılsın, diyelim ki açıldı ve Karadeniz suyu bu insan yapımı, dibi dümdüz ve 25 metre derinlikteki ikinci kanaldan Marmara'ya doğru hızla akmaya başladı. Kanaldan geçecek olan su tuzluluğu hiç değişmeden aynı Boğaz çıkışı gibi Marmara'nın kuzeyinde bir yerde jet akımı ile Marmara'nın üst suyu ile buluşacak ama bu sefer hem bol besinli üst tabakadan ve belki de yoğun tuzlu alt sudan da su kapacak ve sistemin alışık olmadığı yeni bir yem fabrikasının çalışmasına neden olacaktır. Yani şu yukarıdaki görüntünün bir küçük benzeri biraz daha batıdan bir yerden Marmara'nın üst suyuna merhaba diyecektir. Ama pek de hoşgeldin dedirtecek cinsten olmayan bir kucaklaşma olacaktır bu. İşte bu yeni fabrikanın üreteceği organik yük zaten sınırda olan alt tabakadaki oksijen seviyesi üzerine ek bir yük olarak binecek ve kısa bir zaman sürecinde zaten bitti bitiyor sınırında olan alt su oksijensiz kalacaktır.

Tüm dert de bu aşamadan sonra başlamaktadır. Sistem bir kere oksjeniz kaldı mı kelimenin tam manası ile hapı yuttuk demektir. Bu sudaki kimyasal dengeler tamamen değişecektir. Suyun besini daha da bol hale gelecek ve her iki fabrika daha çok organik madde üretmeye başlayacaktır. Bu da üst tabaka için daha fazla organik madde üretimi anlamına gelse de alt tabaka için ilave yük demek olacak ve alt taraftaki kimyasal yapı çok daha kötüleşecektir. Bir başka olumsuz etki de şöyle ilave dert getirecektir. Denizdeki su eninde sonunda dipte bir yere temas etmekte değil mi? İşte oksijensiz suyun denizin dibine temas ettiği yerde bu sefer çok daha değişik koşullar oluşacak ve 25 metredeki tabakalaşma sınırında çok ince mangan oksit parçacıkları ile dolmaya başlayacaktır. Bu zamanla tüm Marmara'yı kaplayacak ve 25 metrenin altına zaten zor ulaşan güneş ışığı artık hiç geçemez olacaktır. Bu senaryolar birleşince alt sudaki hidrojen sülfür konsantrasyonu kısa zamanda hızla artacak ve her lodos sürecinde alt suyun üst su ile karışması ile atmosfere de çıkacaktır. Tanrı her nedense bizim burnumuzu milyonda bir bile olsa bu H2S yani çürük yumurta kokusuna hassas kılmış. Lodos rüzgarları güneybatılı olduğu için bu hidrojen sülfür kokusu İstanbul'a doğru taşınacak ve tüm şehir zamanla artan koku ile kaplanacaktır. Zamanında Haliç'in veya İzmir Körfezi'ndeki koku misali... Oksijensiz alt tabakadaki suyun eninde sonunda İzmit Körfezi'ne dolması ile Körfez'de deniz yaşamı kesinlikle sona erecektir. Sadece lodos değil bu sefer doğudan esen her rüzgar ile ilk etapta Körfez'in tamamı çürük yumurta kokusu ile dolacaktır.

Bu işin ilk aşaması, hidrojen sülfürlü su İstanbul Boğazı'nın altından Karadeniz'e doğru giderken Salacak'ta veya Hisarlar önünde yine üst su ile karışacak bu sefer de Karadeniz suyunun kimyasal yapısını etkilemeye başlayacak ve Boğaz çıkışındaki suyun yapısal özellikleri de değişecektir. Bu da yine organik yükün artması anlamına gelecek ve Marmara'nın altı sürekli olarak şok üstüne şok dalgaları ile bombalanacak ama sonuç olarak her lodos ile daha da artan kesafette ama aynı nefasette olmayan hidrojen sülfür (çürük yumurta) kokulu hava İstanbul'u kaplayacaktır. Zaman içerisinde İstabul'un kanalizasyon deşarj projesi de bu anoksik sudan etkilenecektir. Boğaz boyunca üst su ile karışım noktalarında da suyun kalitesi bozulmaya başlayacak ve Marmara'nın üst suyunun da kalitesi hızla bozulacaktır.

Bunlar benim uzmanlık alanlarım ile ilgili bildiklerimin üzerine geliştirebildiğim senaryolar. Bu işe beraber emek sarfettiğim diğer kişiler ile de görüşünce hep aynı olguya ulaşıyoruz. Felaket. Tam uzmanlık alanım değil ama dahası da var. Kanal İstanbul'u yaptınız ve devasa bir ada oluşturdunuz. Bu adanın yeraltı sularını besleyen Istranca Dağları'ndan gelen tatlı suyun önünü de, açtığınız 25 metre derinliğindeki kanal ile kestiniz. Yeraltındaki doğal su depoları (akiferler) tatlı su doldurmayınca bu sefer var olanı da deniz suyu doldurmaya başlamayacak mı? Zamanla bu yeni adadaki tüm yeraltı tatlı su kaynakları deniz suyu ile dolacaktır. Yani bu ada zaman içerisinde kuyularından sadece deniz suyu çıkan bir ada haline gelecektir.

Bunlar uzmanı olduğumuz konular, yani bu konuları biliyoruz. Şaşıyorum bazen. Kendi kendime bu devlet bizi neden yetiştirdi acaba diyorum. Bazıları "yetişmez olaydın" demiştir ama yetiştirdi bir kere. Sen kalk iki denizi birleştirecek bir proje düşle ama hiçbir deniz bilimcisine de "bunları birleştirirsem ne olur acaba" diye sorma? Konunun bir başka boyutu daha var elbette. Benim bildiklerimi Ukraynalı ve Rus bilim adamları da biliyor. Böyle bir projenin uzun zaman sürecinde kendileri için ne anlama geliğinin elbette farkındalar. Neden ses çıkartmıyorlar acaba? Enteresan değil mi? Neden çıkartsınlar ki? Biraz emek zaman para enerji sarfedelim. Nasılsa olmaz diyecekler ama boşa harcanacak her para bizim zarar ama onların da kar hanesine yazılacak. Biz yaparız size ne diyecek halde de değiliz ki?

Bir başka konu daha var elbette. On sene denizlerde hem de sınırlı dolaşma serbestliği olan araştırma gemisinde çalıştık. Mecburen öğrendik uluslararası denizcilik kurallarını. İşte Akdeniz'in, Karadeniz'in bir tarafı evimiz. Ta karşıda biryerlerde başka devletler var. Bunların aralarındaki sınırları belli eden "Ekonomik Bölge" tabirler, "Kara Suyu", "Kıta Sahanlığı" gibi tanımlar var. Öyle aklına esen istediğini yapamıyor. Ticari gemiler için öyle uluslararası kurallar var ki kimse buna dokunamaz. Kural der ki: Ticari gemilerin serbest geçiş hakkı vardır. Yani isteyen istediği yerden geçer. Sen benim karasularımdan geçemezsin diyemezsin. Bunun da kuralları var elbette. O kurallara göre bir yasak alan ilan edersen ve geçme dersen de kimse geçemez. İşte İsrail bu uluslararası kuralı hiçe sayarak çiğnediği, bir ticari gemiyi bastığı için o kadar bağırdık ve de sonunda tezimizi bastıra bastıra kabul ettirdik. İç deniz bize ait, kendi kurallarımız var ama Boğazlar öyle değil işte. Montrö Sözleşmesi var ve bırakın ticari gemileri normal koşullarda engellemeyi, savaş zamanında dahi savaşa taraf olmayan devletlerin gemilerine dur dahi diyemeyeceğiniz bir sözleşme. "Bakın sevgili kaptanlar ben onca milyar dolarlar sarf ettim yeni bir kanal açtım tehlikeli yük taşıyanlar buradan geçeceksiniz" lafını asla diyemezsiniz. Kaldı ki üstüne bir de şu kadar para demenize hiç olanak yok. Peki bu gerçekler kimden, neden saklanır?

Ben yine uzmanı olduğum konuya döneyim ve bu bir daha asla geri dönüşü olmayacak olan projeyi lütfen unutun diyeyim. Bakın rafa kaldırın falan demedim, unutun dedim. Olmaz böyle uluslararası felakete dönüşecek bir girişime kimse müsade etmez onun için gelin yol yakınken bu işin uzmanlarının uyarılarını dinleyin ve bu projeden vazgeçin.

Tüm bunlar zaman içerisinde Karadeniz'in ekolojisini de etkileyecektir. Ve emin olun ki benim bildiklerimi Rus ve Ukraynalı bilim adamları da bildiği ve geleceği benim kadar kestirebildikleri için bu projeye kesinlikle karşı çıkacaklardır.

Peki hiç düşündünüz mü neden Boğaz'daki köprülerin yüksekliği 64 metre?

Neden 50 metre yapmıyoruz da o kadar yüksek yapıyoruz? Cevabını düşünün bakalım. Yapın da ne oluyor görün. Ertesi gün bir yabancı bayraklı gemi ona çarpar, köprüyü belki de yıkar, gemi de hasar görür ve bırakın tazminat istemeyi bir de o geminin masraflarını size ödetirler. Dünya artık "ben yaptım oldu" dünyası değil, uluslararası kurallar var ve onlara uymak zorundasınız. Bir de doğanın yazısız kuralları var kesinlikle hürmet etmek zorunda olduğunuz, oynarken bin kere de yetmez on bin kere düşünmeniz uzmanına sormanız gereken. Eğer bir inat uğruna bu kanal projesi gerçekleşir ise bu işin bir daha geri dönüşü de olmaz ve bu yöneticilerimiz tarihe denizlerin ekolojisini değiştiren ve uluslararası bir felakete yol açan ülke olarak geçer.

Daha ayrıntılı bilgi için...

http://www.havadantozdan.com/cilgin-proje-neden-olmaz/

1 Temmuz 2013 Pazartesi

3. Havalimanına iptal başvurusu- Haber

3. Havalimanına iptal başvurusu!




CHP Danıştay'a başvuruyor
01.07.2013 - 15:10

CHP Danıştay'a başvuruyor

ANKA
CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında 3. Havalimanı ihalesinin iptali için Danıştay’a başvuracaklarını söyledi.

Projeye ilişkin ihale aşamasında birçok hukuka aykırılıklar tespit edildiğini iddia eden Erdoğdu, ÇED raporlarına dikkat çekerek şöyle dedi:

“Mart 2013 tarihli ÇED raporunda göl ve gölet olarak belirtilen alanlar Nisan ayındaki raporda su birikintisi olarak gösterilmiştir.

Mart ayındaki ÇED raporunda proje alanında 2 milyon 513 bin 341 ağaç olduğu, bu ağaçların 657 bin 950’sinin kesilmesinin zaruri olduğu kalan 1 milyon 855 bin 391 ağacın ise taşınabileceği ifade edilmiştir. Nisan ayındaki ÇED raporunda bununla ilgili bilgi bulunmamaktadır. 1 milyon 855 bin ağacın taşınması fiilen ve teknik olarak mümkün değildir. ÇED raporu tutarsız, bilimsel gerçeklere aykırı verilerle doludur. Ayrıca yapılan ihaleyle alakalı Rekabet Kanuna da aykırılıklar tespit ettik. İhalenin 3996 sayılı kanunda belirtilen ihale usullerini ve ihale ilkelerine uyulmadan yapıldığıdır. İhale sırasında yöntem değiştirilmiştir. Ve ihale bu şekilde yürütülmüştür.
Bu projenin hayata geçirilmesinden sonra özellikle İstanbul’da geriye dönülmez çevresel bir felaket doğacağı ve rasyonel olmayan bu projelere milyarlarca Euro kaynak aktarılacağı düşüncesiyle 3. Havalimanı ihalesinin iptali için Danıştay’a dava dilekçesi hazırladık. Bugün Danıştay’a bu dava dilekçesini sunacağız.”

17 Haziran 2013 Pazartesi

Gayrimenkul Değerleme Haberi

Evi metroya yakın olanlara müjde!




İşte nedeni...
17.06.2013 - 11:11

İşte nedeni...

Banka, emlak şirketleri ve belediye tarafından yapılan konut ve arsa değerlerine ilişkin düzenlemeye gidiliyor. Değerlemede, hastane, okul ve metroya uzaklık, ana cadde üzerinde olup olmadığı, kat izni ve ilave imar hakkı göz önünde bulundurulacak.

Zaman'ın haberine göre, gayrimenkul sektöründe tartışma konusu olan değerleme problemi çözülüyor. Banka, emlak şirketleri, belediye ve farklı kurumlar tarafından yapılan konut ve arsa değerlerine ilişkin standart geliyor. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye’deki gayrimenkul değerleri uluslararası kriterlere göre belirlenecek. Dünya Bankası ile yapılan çalışma kapsamında ev ve arazinin alım satımı 50 parametreli değerlemeye göre yapılacak. Değerleme haritası ile düşük vergi ve harç ödemek için emlak değeri ile bankadaki rayiç bedel arasındaki yüksek fiyat farkı olmayacak. Kamulaştırmada da bu veriler kullanılacak. Değerleme belirli kriterlere göre yapıldığı için bankadan kredi çekmek daha kolay olacak.

Herkesin kafasına göre gayrimenkule ilişkin değerleme yapabildiğine dikkat çeken Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkilileri, 5 liralık bir evin tapuda 2 lira gösterildiği gibi bankadan kredi almak için fiyatının 10 liraya çıkarılabildiğini kaydetti. Aradaki farklılıklar sebebiyle Maliye tarafından hak sahiplerine ceza çıkarılabilir. Yeni sisteme göre değerlemede, hastane ile metroya uzaklık, ana cadde üzerinde olup olmadığı, okula uzaklık, yakınlık, kat izni ve ilave imar hakkı göz önünde bulundurulacak. Projenin 2014 yılı sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. Proje tamamlandıktan sonra Sermaye Piyasası Kurulu’nun da (SPK) devrede olacağı bir yasal süreç başlatılacak. Parametreler sadece şehirler için değil, köy ve az gelişmiş ilçeler için de kullanılacak.

Söz konusu sistem, Avrupa ülkelerinde uygulanıyor. Türkiye’de de beş yıl önce gündeme gelmesine rağmen fazla mesafe kat edilemedi. Erdoğan Bayraktar’ın çevre ve şehircilik bakanı olmasının ardından gayrimenkul değerleme konusu yeniden ele alındı. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile Dünya Bankası arasında 13 Ağustos 2008’de konuyla ilgili protokol imzalanmıştı. Projenin amaçları arasında taşınmaz değerleme sistemi içerisinde, bireysel mortgage, kamulaştırma ve benzeri amaçlar konusunda veri tabanının mülkiyet verilerinin yanında mekânsal bilgilerin ve değer verilerinin uluslararası standartlarda tutulmasının sağlanması yer alıyor. Türkiye’de mevcut uygulamada değerleme farklı kamu kurumları tarafından veya özel sektör tarafından yapılıyor. Bunun için de net bir değerleme ortaya çıkmıyor.

Uluslararası kriterlere göre yapılacak yeni değerleme sistemi sonrasında oluşturulacak veriler kentsel dönüşümde de kullanılabilecek. Ortaya konulacak değerler sayesinde hem bakanlık hem de vatandaşın müteahhitlerle yaptığı pazarlıkta eli güçlenmiş olacak. Yeni oluşturulacak yer ve rant geliri için değerleme sistemine ihtiyaç olduğunu aktaran Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nden üst düzey bir yetkili, “Çevre Şehircilik Bakanlığı olarak, kentsel dönüşümde bir yer yıkıldığında yeni oluşacak yerin rant gelirlerinde kullanılacak objektif verilere ihtiyaç var.” dedi.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Apartmanda oturanlar dikkat!- Haber

Apartmanda oturanlar dikkat!




20.05.2013 - 15:24

Yılbaşında yürürlüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile bina, apartman, site ve işyerlerine ‘risk değerlendirmesi’ mecburiyeti getirildi.

Düzenlemeye göre, apartman yöneticisi, kapıcı ve konut sakinlerinden oluşan bir ekip, kontrol listesi oluşturacak. Belirli aralıklarla güncellenecek olan listede asansör güvenliğinden elektrikle ilgili kaçak ve benzeri durumlara, kazan dairesinden otoparka ve iç ve dış zemin etütlerine kadar birçok madde yer alıyor.

Zaman gazetesinden İsa Yazar’ın haberine göre bu işlemi yaptırmayan işyerleri ve apartmanlar, ilk ay için 3 bin 234 lira ceza ödeyecek. Söz konusu ceza, takip eden aylarda 4 bin 851 lira olarak uygulanacak. Bu da mayıs ayı itibarıyla yükümlülüklerini yerine getirmeyen apartman ve işyerlerinin 22 bin 638 lira ceza ödeyeceği anlamına geliyor. Ancak çoğu işletmenin ve apartman yönetiminin bu cezalardan haberi yok. Herhangi bir kaza veya denetim halinde risk değerlendirmesiyle ilgili gerekli belgeleri hazır olmayanlar, kötü bir sürprizle karşı karşıya kalacak.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın hazırladığı ‘Apartmanlarda Risk Değerlendirmesi Rehberi’ ile işyerleri ve apartmanlarda muhtemel kazaların önlenmesi amaçlanıyor.
İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü ‘Apartmanlarda Risk Değerlendirmesi Rehberi’ hazırladı. Buna göre apartman, bina ve siteler kontrol listesi doldurularak yönetimde bulunduracak. Bu liste belirli aralıklarla güncellenecek. Risk değerlendirmesi çalışmaları bir ekip tarafından yürütülecek. Bu ekip apartman yöneticisi ve kapıcı veya kapıcılar ile apartman sakinlerinden oluşacak. Kontrol listesinde ‘binanın iç ve dış zeminleri kayma veya düşmeyi önleyecek şekilde uygun malzeme ile kaplanmıştır’, ‘Zeminde çökme, engebe vb. deformasyonlar bulunmamaktadır.’, ‘Temizlik yapılan alanda kaymayı önlemek için gerekli önlemler alınmaktadır.’, ‘Açıkta kablo bulunmamakta, prizlerin sağlamlığı düzenli olarak kontrol edilmektedir.’ ‘Asansör içi ve önü aydınlatmaları yeterli düzeydedir.’ gibi maddeler yer alıyor. Bu maddelerin karşısı, duruma göre evet ve hayır kutucukları işaretlenerek mevcut durum tespit edilecek.
Apartman yönetimi bu kontrol listesini hazır bulundurmak zorunda. Bu listeyi hazır bulundurmaması, denetim halinde cezayı gerektiriyor. Ceza süreci ocak ayından itibaren işliyor. Halen risk değerlendirmesine yönelik kontrol listesini hazırlamamış olan bir apartman, denetim halinde 22 bin 638 TL ceza ile karşılaşacak. Yasaya göre risk değerlendirmesini yaptırmayanlar için bu ceza izleyen aylarda her ay 4 bin 851 lira artacak.

Yasa ile işyerleri ve apartmanlara sorumluluk yüklenmesi hedefleniyor. Böylece küçük tedbirlerle önlenebilecek kimi kazaların önüne geçilmesi amaçlanıyor. Pratikte her apartmana denetim yapılarak risk değerlendirmesi yapıp yapmadığı kontrol edilmese de bir kaza durumunda bu belge apartman yönetiminden istenecek. Eksik olması halinde ceza kesilecek.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Haliç Yat Limanı ve Kompleksi için ilana çıkıldı-Haber

Haliç Yat Limanı ve Kompleksi için ilana çıkıldı
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Haliç Yat Limanı ve Kompleksi için ilana çıktı. Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılacak liman, kentsel dönüşüm projeleri ve kongre merkeziyle yıldızı parlayan Haliç’e büyük değer katacak.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, sürpriz bir şekilde Haliç Yat Limanı ve Kompleksi için ihale ilanı verdi. Tarihi özellikleri, son dönemde yaşanan kentsel dönüşüm ve Haliç Kongre Merkezi ile değeri artan Haliç’in yıldızı yeni liman projesiyle iyice parlayacak. Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlanan ilana göre ‘İstanbul Haliç Yat Limanı ve Kompleksi Projesi’ Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle ihale edilecek.

Kapalı teklif alınacak

Teklif verme şartnamesinde detaylandırılan usul ve esaslar kapsamında kapalı teklif alma usulüyle yapılacak ihalede, projeye ait ihale dosyaları 15 Mayıs itibarıyla Ankara’daki Liman Yapım Dairesi Başkanlığı’nda ücretsiz olarak görebilecek.

Ancak, ihalelere iştirak etmek için ihale dosya bedeli olan KDV dahil 50 bin lira, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğü’ne yatırılacak.



Teminatı 50 milyon lira

İhaleye katılabilecekler ile isteklilerde aranacak şartlar teklif verme şartnamesinde belirtildi. Bu işler için geçici teminat tutarı 50 milyon lira olarak belirlendi. Proje ile ilgili teklif verme son tarihi, teklif verme şartnamesinde belirtildi.

Projede görevli şirketin kullanacağı krediler ve diğer harcamalar için Hazine garantisi verilmeyecek. Söz konusu iş, 3996 sayılı Kanun ve 2011/1807 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında belirtilen usul ve esaslar dahilinde yürütülecek. İdare uygun teklifi tespit etmekte, görevlendirmeyi yapıp yapmamakta veya dilediğine yapmakta tamamen serbest olacak. İdarenin serbest seçimi nedeniyle istekliler herhangi bir nam altında idareden talepte bulunamayacak

10 Mayıs 2013 Cuma

Üçüncü havalimanına uyku kabinleri de yapılacak- Haber

Üçüncü havalimanına uyku kabinleri de yapılacak



10 Mayıs 2013



Üçüncü havalimanına uyku kabinleri

Dünyadaki büyük havalimanlarında bulunan uyku kabinleri İstanbul'da yeni yapılacak olan üçüncü havalimanında da bulunacak. Böylece havalimanında uzun süre geçirmek zorunda olan yolcular belirli bir ücret karşılığında bu kabinlere girip uyuyabilecekler.



Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı kitap tanıtım toplantısında, İstanbul'a yapılacak 3. havalimanına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Konsorsiyuma katılan şirketlerin eşit hisseye sahip olduğunu ve her ortağın dolayısıyla eşit oranda finansman koyacağının altını çizen Özdemir, "Finansman görüşmelerine devam ediyoruz. Şu an faizler de aşağıya geldi. Fiyatlarda ciddi bir düşüş var. Finansman karışık olabileceği gibi içten veya dıştan da olabilir. Çin'den Amerika'ya kadar açılabiliriz. İyi görüşmeler yapıldı ve halen devam ediyor" dedi.
Nihat Özdemir, havaalanının yapım aşamasında taşeronlar dahil toplamda 5 bin kişinin çalışacağını bildirdi.
YABANCI ORTAK OLMAYACAK
İhaleye girmede birçok yabancı firmadan ortaklık teklifi geldiğini belirten Özdemir, şunları söyledi:
"Biz beş Türk firması olarak karar verdik; prensip olarak yabancı ortak almayacağız diye... Dünyada iki önemli havaalanı yapım firması olan Fransız ve Alman şirketleri ihaleye girdiler. Biz yabancı firmalarla ortaklık kurmayarak ihaleyi aldık."
UYKU KABİNLERİ DE OLACAK
İhalede beklediklerinin üzerinde bir rakam geldiğini söyleyen Özdemir, yeniliklere ilişkin şunları anlattı:
"Üçüncü havaalanında uyku kabinleri esasında güzel olur. Çünkü burası çok büyük bir transit güzergahı. İnsanların ihtiyacı olacak. Şu anki haliyle 150 milyon yolcu taşıma kapasitesiyle dünyanın en büyük havaalanı olması planlanıyor. 2023 yılında 100 milyonun üstüne çıkarız diye tahmin ediyoruz. Birinci etap 3,5 yıl yani 42 ayda bitecek. İlave pistler var, o da 16 ay sürecek. Toplamda yapımı 58 ayda bitecek."
Atatürk Havalimanı'na ilişkin bir soru üzerine Özdemir, "Öncelikle orası yeşil alandan çıkartılıp, fuar alanına dönüştürülmeli. Orası İstanbul'un nefes alacak yeri olmalı" değerlendirmesini yaptı.

9 Mayıs 2013 Perşembe

İş güvenliğinde uygulama sorunları- Haber

İş güvenliğinde uygulama sorunları

10 Mayıs 2013 Cuma 06:00


Önceki gün TÜSİAD'ın ev sahipliğinde önceki gün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in katılımıyla, "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun Getirdiği Yenilikler ve Uygulama Boyutu" başlıklı bir seminer düzenlendi.
Seminerde, "İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu" ile ilgili olarak, hem yeni mevzuatın hukuksal çerçevede bir değerlendirmesi yapıldı hem de konunun uygulama boyutu ele alındı.
Seminerde, oturum başkanlığını TÜSİAD İstihdam ve Sosyal Güvenlik Çalışma Grubu Başkanı Gülden Türktan'ın gerçekleştirdiği bir panelde, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi değerli hocam Prof. Dr. A. Nurşen Caniklioğlu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer'le birlikte ben de bir sunum yaptım.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik'in bizzat katılarak önemli mesajlar verdiği panelde hem mevzuattaki değişiklikler hem de uygulamada yaşanan sorunlar paylaşıldı.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz açılış konuşmasında özetle; "İş sağlığı ve güvenliği, her şeyden önce bir haktır, bir insani sorumluluktur. Herkes sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışma hakkına sahiptir. Bunun yanında, toplumsal refah ve kalkınma açısından da iş sağlığı ve güvenliğini temin etmek durumundayız." diyerek konunun ne kadar önemli olduğunu vurguladı.
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Memduh Boydak ise "İş kazalarını ve meslek hastalıklarını, gereken tedbirleri almak suretiyle daha ortaya çıkmadan önlemenin, en etkili yöntem olduğuna inanıyoruz. Bu konuda tüm paydaşların işbirliği içinde olması büyük önem taşımaktadır. İş sağlığı ve güvenliği, her kazanın önlenebilir olduğu anlayışıyla yönetilmelidir. İşyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemlerinin etkili bir biçimde kurulması, yönetim ve çalışanların birlikte tüm tedbirlerde yer alması, iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleşmesi açısından çok önemlidir." Diyerek konunun toplumsal ve hukuki açıdan önemine vurgu yaptı.
Özellikle iş güvenliği uygulamalarında yaşanan sorunları ele aldığım sunumda, yaşanan sorunlara çözüm noktasında bazı önerilerim oldu. Bunlardan önemli olanlar;
. İş güvenliği eğitimlerinde, az tehlikeli sınıftaki işyerleri için uzaktan eğitime fırsat verilmelidir. Böylece dağınık yapıdaki bankalar, sigorta şirketleri, perakende mağazaları gibi az tehlikeli sınıftaki işçilere de iş güvenliği eğitimi doğru bir şekilde verilmiş olur.
. Mesleki eğitimlerde sorun yaşanıyor. Mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı mesleki eğitimlerde yeniden aktif rol oynamalıdır.
. OSGB kriterleri esnetilmelidir. Gereksiz malzeme listesi azaltılmalıdır.
. Az tehlikeli işlerde Uzaktan İSG eğitimine fırsat verilmelidir.
. OSGB'ler kuruldukları il ve sınır komşusu illerde hizmet sunmaya yetkilidir. Sınır illerin dışında hizmet verilebilmesi için Yönetmelikte belirtilen şartları sağlayarak o illerde şube açılması zorunludur. Ancak bu kadar çok il'de her firmanın OSGB açması ülkemizi "OSGB mezarlığına" dönüştürür. Burada Özellikle az tehlikeli sektörde faaliyet gösteren bankalar, sigorta şirketleri, mağazalar için hizmet verilmesinde OSGB zorunluluğu kaldırılması hizmet kalitesinin sürdürülebilmesi için uygun olur. Bakanlık, iş güvenliği uzmanlarının Türkiye'nin her yerinde hizmet vermesine izin verirken OSGB'ler için sınır komşusuyla sınırlandırılmıştır. Mutlaka sistem değişikliği yapılarak OSGB'lerin iş güvenliği hizmetlerinin ülke genelinde verilebilmesinin sağlanması ve kötü niyetli -sözleşme yapılıp hizmet verilmemesi- kurumlar/kişiler için de iş güvenliği uzmanlarının ikamet ettikleri iller ve sınır komşularına hizmet verilmesiyle sınırlandırılması daha uygun olur.
Ayrıca her yerde OSGB açılması bazı bölgelerin OSGB arz fazlasına sebebiyet verir. Bu tür kurumların merkezlerinin kurulu bulundukları ildeki bir OSGB'den hizmet alması yararlı olur.
. İSG Katip sisteminin sağlıklı işletilmesi için SGK verilerinin online olarak alınabilmesi sağlanmalıdır. İSG Katip sisteminde görünmeyen işyerleri manuel girilebilmelidir.
. Ayrıca, hem iş güvenliği uzmanlığı hizmeti, hem de işyeri hekimliğinde 1000-750-500 işçi çalıştıran işyerlerinde tam zamanlı işyeri hekimi/iş güvenliği uzmanı çalıştırılması uygulamasından vazgeçilmelidir. Saat bazında hizmet alınmalıdır. Bir işyerinde işyerine "İş güvenliği hizmetlerinin sunulması için hesaplanan zorunlu süre bölünmek suretiyle birden fazla kişi görevlendirilemez." hükmü vardır. Bu uygulamada bazı sıkıntılara sebebiyet veriyor. Özellikle birkaç saatlik eksiklikler olması halinde hizmette aksamaya sebebiyet veriyor. A ve B grubu İş güvenliği uzmanlarının sayısal yetersizliğini aşmak için A ve B grubu iş güvenliği uzmanı çalıştırma süresinin bir kısmının C grubu tarafından yerine getirilmesine izin verilmelidir. Örneğin, 100 saat A grubu uzman çalıştırması gereken çok tehlikeli işyerinin bu 100 saatin 20 saatini A grubu ve kalan 80 saatini de B veya C grubu uzmanla tamamlaması durumunda yükümlülük yerine getirilmiş olacaktır. Böylece A gurubu uzman sayısının yetersizliğinden kaynaklanan eleştiriler önleneceği gibi, C grubu uzmanlara da A grubu deneyimli uzmanlarla birlikte çalışarak kendini yetiştirme fırsatı verilmiş olacaktır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik'in, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer'in ve tüm İSG Genel Müdürlüğü personelinin iş sağlı ve güvenliği sisteminin kurulmasında çok emeği var. Gerçekten geceli-gündüzlü büyük bir özveri ve emekle çalıştığını çok iyi biliyorum. Umarız sistemde yaşanan sorunların çözümlerinde yukarıda yer alan önerilerimizi de dikkate alarak sistemin önünü açar. Eğer uygulamada yaşanan sorunlar bitirilirse ülkemiz iş sağlığı ve güvenliği alanındaki hizmetlerinden dolayı hem Sayın Bakan Sayın Faruk Çelik ve hem de Kasım Özer ve ekibini ilelebet saygıyla anar.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

Dev projelerde çevre etkisi aranmayacak_ Haber

Dev projelerde çevre etkisi aranmayacak



Zeynep GÜRCANLI- ANKARA
8 Mayıs 2013



Dev projeler için çok kritik karar

3. Boğaz Köprüsü, 3. Havalimanı, nükleer santraller gibi pek çok dev proje, ÇED kapsamı dışına çıkıyor.



Hükümet, yaşama geçirmeyi amaçladığı dev projelerin, doğa ve çevreye verecekleri olası olumsuz etki nedeniyle iptal edilme olasılıklarının önüne geçmek için sürpriz bir adım attı. TBMM'ye sunulan Sosyal Sigortalar Kanunu ve Genel Sağlık Sigortasi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Öngören Kanun Tasarısı'na, Çevre Kanunu'nda yer almak üzere bir madde eklendi.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bugün görüşülmeye başlanan torba yasada yer alan madde şöyle;
“23/6/1997 tarihinden önce yatırım programına alınmış olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle planlama aşaması geçmiş olan veya ihalesi yapılmış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler ÇED kapsamı dışındadır.”

3. HAVALİMANI İÇİN 26 MİLYAR EURO’LUK TEKLİF

ÇEVRECİLERİN İTİRAZLARI DEVRE DIŞI KALACAK
İlgili madde ile, hükümetin önümüzdeki dönemde hayata geçireceği dev projelerin çevresel etkileri nedeniyle iptal edilmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor./_np/2008/14172008.jpg Projeler yapılmadan önce mutlaka Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınması gerekiyor. Eğer ilgili raporda projenin çevresel etkisinin negatif olduğu yer alırsa, proje ya tümden iptal oluyor, ya da ilgili rapor uyarınca değiştirilmesi gerekiyor.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesi, projelerde ÇED kararı aranmasının gerekliliğini düzenliyor. Madde şu ifadeyi içeriyor; "ÇED kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; Proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez."
İlgili maddede istisna olarak sadece petrol, jeo-termal kaynaklar ve maden arama faaliyetleri yer alıyor. Bu faaliyetler dışında kalan tüm projelerde ÇED raporu alınması zorunlu hale getiriliyor.
ÇED'İ YÖNETMELİKLE DEVRE DIŞI BIRAKMA ADIMI DANIŞTAY'DAN DÖNMÜŞTÜ
Hükümet daha önce de dev ihaleler için ÇED raporu alınma zorunluluğunu kaldırmak için yönetmelik değişikliği yapmayı denemişti.
Hükümet 2008 yılında ÇED yönetmeliğine koyulan geçici 3. madde ile nükleer santral, Ilısu Barajı gibi büyük projelerin ÇED onayı aranmaksızın yürürlüğe konulmasının önünü açmak istemişti. Ancak bu madde çevrecilerin açtıkları davalar sonucunda, Danıştay tarafından iptal edilmişti.

ÜÇÜNCÜ KÖPRÜ HAVADAN GÖRÜNTÜLENDİ
Son olarak da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 5 Nisan 2013’te Resmi Gazete’de yayımlanan yeni yönetmelik ile, dev projeler için yeniden ÇED muafiyeti getirmişti. Çevre Bakanlığı yönetmeliği ile , termik santraller, havaalanları, demiryolları, otoyol ve otobanlar, üçüncü köprü, Ilısu Barajı gibi pek çok projenin ÇED raporu olmadan yapılmasının önü açılmıştı. Ancak çevreciler daha yönetmelik çıktığı gün Danıştay'a dava açtılar. Çevre Mühendisleri Odası ve Ekoloji Kolektifi adına açılan davalarda yönetmeliğin iptali istendi. Danıştay'ın da, daha önce verdiği kararları temel alarak, bu yönetmeliğin ÇED'i by-pass eden maddesini iptal etmesi çok büyük bir ihtimal olarak görülüyor.
YASA GEÇERSE, DANIŞTAY DEVRE DIŞI KALACAK
Hükümetin Çevre Yasası'na koyduğu maddenin TBMM'den geçmesi halinde ise, Danıştay devre dışı kalacak. Danıştay'ın yasaları inceleme ve iptal etme yetkisi bulunmuyor. Yasalar sözkonusu olduğunda bu yetki sadece Anayasa Mahkemesi'ne ait bulunuyor.
HANGİ PROJELERİ ETKİLEYECEK?
İlgili maddenin TBMM'den geçip, yürürlüğe girmesi halinde, 3. Boğaz Köprüsü, 3. Havalimanı, nükleer santraller gibi pekçok dev proje, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci aranmaksızın hayata geçirilecek.

7 Mayıs 2013 Salı

3. Havalimanı Kara Dolgusu da Başlıyor- Haber

3. havalimanına kara operasyonu



Meltem KARA
7 Mayıs 2013



3. havalimanına kara operasyonu

Rekor bir fiyatla ihalesi yapılan üçüncü havalimanı için şimdi gözler inşaat aşamasına çevrildi.



Bölgedeki maden ocaklarının doldurulması için gerekli hafriyat Kanal İstanbul gibi projelerden alınabilecek ama kalitesine bakılacak. 75 tonluk kamyonlarla günde 9 bin 500 sefer yapılacak. 2 milyon 513 bin 341 ağacın 1 milyon 855 bin 391’i taşınacak ama nereye, belli değil. 657 bin 950 ağaç ise kesilecek.

YOLCU kapasitesiyle dünyanın en büyüğü olacak İstanbul’un üçüncü havalimanı için en çok merak edilen ihaleyi kimin, hangi fiyatla kazanacağıydı. Geçtiğimiz hafta yapılan ihaleyi 22.1 milyar Euro’luk rekor bir rakamla Limak-Cengiz-Kolin-Mapa-Kalyon konsorsiyumu kazanırken, şimdi de inşaatın nasıl yapılacağı tartışılıyor. Konsorsiyum, en geç bir yıl içinde havalimanının inşaatına başlamayı planlıyor. Ancak bölgedeki maden ocaklarının nasıl doldurulacağı, dolgu malzemesinin nereden temin edileceği, alanda bulunan ağaçların nereye taşınacağı gibi soruların yanıt arıyor.

76.5 MİLYON METREKARE
Üçüncü havalimanı toplam 76 milyon 500 bin metrekarelik bir alanda inşa edilecek. Proje alanının arazi kullanımlarına göre 6.172 hektarı orman, 1.180 hektarı madencilik ve diğer kullanım, 236 hektar mera, 60 hektar kuru tarım, 2 hektar fundalık alandan oluşuyor. İlk ÇED raporunda 660 hektar göl alanının da olduğu belirtilirken, nihai ÇED raporunda bu alan büyüklü-küçüklü su birikintileri olarak anılıyor. Proje alanına en yakın yerleşim yerleri olarak da kamulaştırma sınırının 350 metre batısında bulunan Tayakadın köyü, 200 metre kuzeybatısında yer alan Yeniköy Köyü ve 250 metre doğusunda bulunan Akpınar Köyü var.
KANAL İSTANBUL’DAN DOLGU
Havalimanı alanına deniz dolgusu da yapılacak. Bu dolgunun 2.5 milyar metreküpü bulacağı belirtiliyor. ÇED raporlarında bu malzemenin tamamının ruhsatlı maden ocaklarından, proje sınırları içerisinde kot farkı düzenleme çalışmaları sırasında meydana gelecek hafriyat malzemesinden, kentsel dönüşüm, otoyol, demiryolu, Kanal İstanbul projelerinden temin edileceği ifade ediliyor. Bu dolgu malzemeleri, arazi düzenleme çalışmaları için kullanılacak. İnşaat aşamasında kullanılacak dolgu malzemesi ise satın alma yolu ile proje alanına bağlantılı mevcut ve açılacak yeni yollar ile taşınacak. Malzemenin 75 tonluk kamyonlarla taşınacağı ele alınırken, günlük 9 bin 500 kamyon seferi olacağı tahmin ediliyor.
Göç yolları belirlenecek
İnşaat aşamasında alandaki yapay göl ve gölet suları, kullanma ve sulama suyu olarak kullanılacak. Daha sonra hafriyat ve dolgu malzemesi ile doldurulacaktır.
Proje kapsamında gerek inşaat gerekse işletme aşamasında yüzeysel ve yeraltı suyuna hiçbir şekilde deşarj yapılmayacak.
Havalimanının kurulacağı bölge kuş göç yolları üzerinde olduğundan, inşaata başlanmadan önce rapor hazırlatılarak, göç yolları ve uçuş rotaları belirtilenecek.
Önlem olarak, pist çevresinde kuşları cezbedecek ortamlar ortadan kaldırılacak, havalimanı çevresine iğne yapraklı ağaçlar dikilecek ve yakınlarında çöplük kurulmasına izin verilmeyecek.
İnşaat nasıl başlayacak
HAVALİMANI için dahil olduğu mevzuatlara göre izinler alındıktan sonra projenin yapımına yönelik inşaat, kazı ve hafriyat döküm alanı ruhsatı gibi izinler alınacak. Havalimanına ulaşım için kullanılması planlanan mevcut ve yeni yapılacak tüm yollar ile ilgili olarak Karayolları 1. Bölge Müdürlüğünün uygun görüşü alınacak, koordineli çalışmalar yürütülecek. D010 yolu ve proje alanınından geçen Tayakadın-İhsaniye karayolu kullanılacak.
Finansmanda sıkıntı olmaz
ULAŞTIRMA, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Cengiz-Kolin-Limak-Mapa-Kalyon OGG’ye yaklaşık 36.4 milyar Euro’ya mal olacak İstanbul’a yeni havalimanı ihalesinin ardından, Türkiye’nin kredibilitesi ve projenin iç kârlılığı nedeniyle yüklenici konsorsiyumun finansman bulmakta zorlanmayacağını söyledi. NTV’de konuşan Yıldırım, “Bu kadar bedel nam olsun diye verilmez, işadamı hesabı bizden daha iyi yapar. Türkiye’nin borçlanma kabiliyeti çok arttı, ayrıca bu proje kendi içinde fizibl, dönüşü olan bir projedir” dedi.

RAKAMLARI KARŞILAR
Yıldırım, projenin iç kârlılığı olabilen ve rahatlıkla teklif edilen rakamları karşılayacak bir yapıda olduğunu söyledi. Yıldırım, şöyle konuştu: “Türkiye’nin 2023-2035 hedeflerini dikkate aldığımızda bu havalimanına büyük demek haksızlık olur...’ Burası en pahalı havalimanı olacak’ eleştirisi de yanlış...Bugün İngiltere Heathrow’da ücret 35 Euro. Yeni havalimanında dış hat giden transit ücreti 20 Euro olacak. Devletten de proje için bir kaynak harcanmıyor. Verdiğimiz bir yolcu
garantisi var ama bu yolcu garantisini de proje kendi içinde karşılıyor. İlave bir para verecek değiliz.”
Ağaçlar ne olacak
HAVALİMANIN inşaatında en tartışmalı konulardan birisi de bölgede bulunan ağaçlar. İlk ÇED raporunda, bölgede 2 milyon 513 bin 341 ağacın bulunduğu belirtilmişti. Bölgedeki bu ağaçların 1 milyon 855 bin 391 adedinin taşınacağı, 657 bin 950’sinin de kesileceği ifade edilmişti. Bu ağaçların kesilmesi ve taşınması için İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü ile koordineli çalışılacak ve inşaat aşamasından önce bir çalışma programı oluşturulacak. Ancak, nihai ÇED raporunda ağaçların son durumuyla ilgili herhangi bir bilgi yer alımıyor.